Kişisel blogumdur. Duygu, düşüncelerimi paylaştığım yerdir. Her üye kendisine blog oluşturabilir.
Renk
Arkaplan rengi
Arkaplan resmi
Sınır (Border) Rengi
Yazı Tipi
Yazı Boyutu
  1. Somut bir evrende yaşayan, düşünebilen zeki bir ırkız. Lakin zaman zaman hastalıklar kapımızı çalıyor. Bazen bazı hastalıklardan kurtulmak için organların değişmesi gerekiyor. Bunu sanayi dilinde dillendirecek olursak eskimiş/bozuk olan bir parçayı yenisiyle değiştirmek. Nasıl ki bir arabanın bazı parçaları zamanla eskiyip tüm sisteme sıkıntıya sokuyorsa insan vücududa bu şekildedir. Bir organda meydana gelen hasar tüm bedeni etkileyebilir hatta sonucu ölüme bile götürebilir.

    Genelde akşamları sürekli haberleri izleyen birisiyim. Geçmiş zamanlarda izlediğim bir haber beni de organ bağışı konusunda duyarlı olmaya itmişti.

    Haberi kesit kesit hatırlıyorum. İnternette de aradım ama bir türlü bulamadım. Haber sanırsam seneler önce FOX TV'de görmüştüm. Eşini kaybeden kadın, eşinin tüm organlarını bağışlıyor. Buraya kadar her şey normal. Orada bir sahne vardı. Eşinin kalbi organ taşıma kutusundayken ona doğru hoşçakal aşkım diyerek vedalaşmıştı. O sahne beni çok etkilemişti. Her ne kadar yazı ile bunu size yansıtamasam da sadece hatırladığım kadarını anlatma gereği duydum. Bir şekilde arşivlerde o haberi bulursam buraya ekleyeceğim.
    Nedense bu haber beni çok etkilemişti. Çünkü orada bağışlanan organlar sayesinde 3 kişiye hayat olmuştu.

    Daha sonra bende düşünmeye başlamıştım. Çünkü haberlerde organ nakli bekleyen bir sürü hasta olduğunu ve çoğunun organ bulunamadığı için hayatını kaybettiğini söylüyorlardı. Orta ve gelişmiş ülkelerde ise ölüm oranı doğum oranından fazla. Yani ölüm oranları bu kadar fazlayken neden bu insanlara organ bulunamıyor diye düşündüm. Daha sonra en iyisi bende hepsini bağışliyim dedim. Tabi o zaman bu düşünceden ibaretti.

    Taa ki yolum Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesine düşene dek. Orada sağlık bakanlığının kurduğu ofis vardı. Organ bağışıyla ilgili. Bende girdim içeri bilgi edindim. Organların yalnızca beyin ölümü olduğu zaman alınıyormuş. Evde öldünüz diyelim. Öldükten 24 saat içinde sadece korneaları alabiliyorlarmış. Diğer organları alamıyorlarmış. Diğer organları alabilmeleri için hastanede beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekiyormuş. Bende gelecekte beni nasıl ölüm bekler bilmediğim için. Sözleşme yaptım. Sözleşmede öldükten sonra hangi organları bağışlayacağınızı filan soruyor bende hepsini işaretlemiştim.

    O gün bunu yaptıktan sonra kendimi rahatlamış hissettim. İnsan olarak bazı sorumluluklarımız vardır ye buda onun gibi bir şey. Eğer sizde bu konularla ilgili kararsızsanız benim tavsiyem bağışlamanız yönünde olacaktır.
  2. 2016 yılında Metin2 oyun geliştiriciliği ile ilgili eğitim videoları çekmeye karar vererek bu serüvene başladım. Bu serüvene başlarken video nasıl çekilir, nelere dikkat etmek gerekir hiç bilmiyordum.
    Sadece o dönemlerde Metin2 pvp server geliştiricilik piyasasında sürekli temel düzeyle ilgili rehberler olduğunu ama ileri düzeyle ilgili rehberlerin olmadığını fark etmiştim. Bunun da sıkıntısını zamanında çok çekmiştim. Bende kendi başıma kendimi geliştirerek bilmediğim şeyleri kurcalama yoluyla öğrenmeye çalıştım.
    Sonra düşündüm. Bu öğrendiklerimi en iyisi ders olarak herkese anlatim. Hem başkaları da benim çektiğim sıkıntıları çekmemiş olur.

    Bu düşünce ile Youtube'da Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayınız... adında bir kanal açıp yayıncılık serüvenine atıldım. İlk başlarken konuşurken filan çok heyecanlanıyordum, takılıyordum. Söylemek istediklerimi net belirtemiyordum ama zaman geçtikçe sanki biraz daha alıştım diyebilirim. Tabi bir kaç kere oyun videosu çekmek istedim ama videoları kendim izlediğimde ben bile kötü bulduğum için yüklemedim.

    Youtube kanalındaki dersler sayesinde forumumuzun Metin2 geliştiricilik bölümü hareketlendi. Sitemizde şuan en çok işleyen kısım orası. İnsanlar yaşadığı sorunları çözmek için yardım konuları açıyor bilenlerde yardımcı oluyor. Bir nevi reddit'in forum versiyonu gibi bir şey oldu.

    Ben bu işe ilk başladığımda çok kararlılıkla başladım ama genelde çoğu şeyden hemen sıkılıp bırakırım lakin videolara gelen olumlu yorumlar beni gerçekten çok motive ettiği için bende azimle yeni içerikler üretmeye başladım.

    Buradan güzel yorum yazan herkese teşekkür etmek isterim.
    faruk07 bunu beğendi.
  3. Admin paneli bir tane üyenin takıldığını gördüm. Gene stopforumspam sandım fakat durum bu değilmiş. Forumda 3 kez banlandıktan sonra tekrar hesap açmaya çalışmış lakin bu sefer yönetici doğrulamasına takılmış. Burada beni güldüren seçtiği kullanıcı adı olmuş. :D

    forum.jpg
    avukat47 bunu beğendi.
  4. Senelerce oynadığım bir mobil oyun var. Adı Simcity Buildit.
    Mobil platformda rakiplerini geride bırakan şehir kurma simulasyon oyunu.
    EA Games firmasının Simcity 5'i PC'de çıkarttıktan sonra mobil için bu oyunu çıkarttı. Fakat pc ile mobil oyunu arasında çok fark var.
    Bu yazıda size oyun hakkında bilgi vermeyeceğim sadece 60 günlük maratonun ardından elde ettiğim büyük başarıyı sizle paylaşmak istiyorum.
    Simcity_Yarisma.jpg

    SimCity_Yarisma2.jpg

    Baskanlar_Yarismasi3.jpg
  5. Forumumuzun resmi metin2 pvp serveri için kodlamakta olduğum panel için piyasa da olmayan bir şeyi eklemek aklıma geldi.

    Biliyorsunuz ki no_txt kullanan files sahipleri itemlerin antiflag değerlerinin değiştirirken sorun yaşıyor bende panele sayısal değeri stringe çeviren. Stringi sayısala çeviren sınıfı yazdım.
    Oyunun proto okuma mantığı ile çalışıyor.

    Ben modüle 'ANTI_DROP | ANTI_SELL | ANTI_GIVE | ANTI_MYSHOP' bu değeri gönderdiğimde bana mysqlda bulunan item_proto'daki tabloda bulunan anti_flag sütununa kayıt edebileceği biçimde int türüne döndürüyor.

    2017-01-13.png

    2017-01-14 (1).png

    Her zaman yapmak istediğim şeyi bu şekilde başardım ve bu başarımı blogumda paylaşmak istedim. ^_^
    MBayraktar bunu beğendi.
  6. Bugün ssd ve işlemci arasındaki farkı göstermek için facebook profilimde bir resimli durum paylaştım.

    Ssd'nin hızına işlemcinin yetişmediğini belirtmiştim.
    @StarkTR ise up time (Çalışan zaman)'a bakarak o 44 saat mi dedi şaşırdı. :D Bende 44 gün deyince kendinden geçti. :D

    2016-12-23 (3).png
  7. Sonunda Windows 10'u kurdum. İşletim sisteminde ilk dikkatimi çeken arayüz oldu. Günümüze çok uygun bir arayüzü var. Arayüzde biraz cıvıl cıvıl olduğu için insanın içini karartmıyor.

    Kullanıma gelirsek, farklı özellikler olduğu için alışmak zaman alabilir. Fakat 8 ve 8.1'e nazaran çok rahat kullanışı olduğunu söylemeliyim. :) İşletim sistemini kullandıkça deneyimlerimi aktaracağım. Benim deneyimlerimi beklemeden her zaman önerdiğim gibi güncellemenizdir. Kendinizde keşfetmenizdir. Kendiniz keşfettiğiniz zaman daha keyifli olacaktır.

    Windows 10 ve Microsoft Edge (yeni web tarayıcı) ile bir resim;

    [​IMG]

    :disney-is-frozan3::disney-is-frozen9:
  8. Merhaba arkadaşlar, blogumda yazacak şey bulamıyorum bende ilk slayt çalışmamı paylaşmak istiyorum. Normelde ben powerpoint programını kullanmayı pek sevmiyorum fakat Microsoft'un çıkardığı 2013 programının flat arayüzü ile gerçekten program sevecen olmuş. :) Bende bilişim bölümünde okuyorum. Hocamız bize slayt yapmamızı istedi. Slaytın ana konusu ise "Oyunlar" yani ister pc oyunları, isterse gerçek yaşamdaki oyunları slayt olarak hazırlayacaktık. Ben pek ümitsizdim gerçi. Önceden slayt yapmışlığım yoktu. Fakat programı açıp bıraz kurcaladıktan sonra alıştım. :) Bende acemice bi slayt hazırladım. Bu slaytı sizinle de paylaşmak istiyorum umarım beğenirsiniz. :)


  9. Yarın motosiklet sınavım var ve ben Bafra'yı bilmiyorum. Trafiğe çıktığımda yolu karıştırırsam ne halt edecem. :(. Büyük ihtimalle karıştıracağım ve ehliyetide alamayacağım. Arkadaşlar şans dileyin bana. :)
  10. Merhaba sayın blog okurlarım. Aşkımın karşılığını alamadığım birisi beni aşk hastalığı ile suçladı. Bende sordum aşk hastalığı derken neyi kastediyorsun. Benim bildiğim takıntılı aşk hastalığı var. Her ne kadar sebebini sorsamda bana söylemedi. Sebebi söyledikleri kalbimi kırmak istememesiymiş. Zaten kırdı kıracağı kadar. Bana söyledikleri sıcak bir rüzgar gibi gelir. Bunun üstüne bende bu konuda araştırmaya kalkıştım. Araştırmalarım sonucu. Milliyet blog yazarı Hanife ÇITA'nın yazısıyla karşılaştım. Bu yazıyı size ve aşkımın karşılığını alamadığım Sena'ya yanıt olarak blogumda paylaşmak istiyorum.

    Buyrun yazı;

    Aşk bir hastalıktır! Aşk hastalığına yakalandığımızda halimiz nice olur bilinmez! İyileşme ihtimalimiz var mıdır? Hastalığın nekahat dönemi ne kadar sürer? Aşk hastalığının belirtileri? Hastalıktan korunmak için almamız gereken önlemler nelerdir? Aşk hastalığının tedavisi nasıl olmalıdır? Bütün bu soruların cevapları sizdedir! Eğer aşıksanız bilirsiniz! İçinizde bir yerlerde cevapları vardır!

    Orhan Pamuk, ''Masumiyet Müzesi'' adlı romanında, ''aşk hastalığı''nın ruh ve beden üzerindeki belirtilerini çok güzel anlatmış! Gelin bu belirtilere hep birlikte gözatalım!

    Masumiyet Müzesi, sayfa 174, 175;

    ''Acı o güne kadar hiç hissetmediğim bir derinliğe ve sertliğe ulaşmış, bütün gövdemi ele geçirmişti. Midemden, sırtımdan, ta bacaklarımdan çeşitli yönlerde nefesimi kesen bir güçle hareket eden acımdan kaçacak, onu hafifletecek bir şey yapacak gücüm kalmamıştı.

    Acımın içine iyice girdiğimde, yani küçük asit bombaları kanımın ve kemiklerimin içinde sanki havai fişekler gibi patlarken, bir yığın hatıranın her biri, önce beni kısa bir süreliğine , bazan on-on beş, bazan bir-iki saniye oyalıyor, sonra da arkasında daha yoğun bir acı bırakarak şimdiki zamanın boşluğuna bırakıyor; bu boşluğu da, şaşırtıcı derecede güçlü yeni bir acı dalgası sırtımı. göğsümü acıtarak, bacaklarımın gücünü keserek dolduruyordu.''

    Buradan da anlaşıldığı üzere, aşk, ağır bir hastalıktır. Ruhumuz ve bedenimiz üzerindeki etkileri o derece yoğundur ki herhangi bir şey yapacak gücümüz kalmamaktadır. Gün gelir ki ''bir adım atacak halimiz '' kalmaz. Neden mi? Diğer hastalıklardan farklı olarak, ''aşk hastalığı''nda bedenimiz yanında ruhumuz da yara almaktadır. İşte bu nedenledir ki iyileşme süreci oldukça uzun sürmektedir. Hatta, bazen, iyileşme gerçekleşememkte, hastalık sürgit devam etmektedir.

    'Aşk hastalığı''nın fiziksel belirtileri;
    1. Kalp ağrısı,
    2. Mide ağrısı,
    3. Bacaklarda dermansızlık,
    4. Nefes darlığı,
    5. Gözlerin kararması,
    6. Baş dönmesi,
    7. Terleme,
    8. Kalp ritm bozukluğu,
    9. Saçların ağarması,
    10. Uykusuzluk,

    Evet, bedenimizdeki bütün bu belirtiler gerçektir. ''Aşk hastalığı'na tutulmuş büyük bir kitle tarafından yaşanan bu belirtiler, defalarca sınanmış ve kesinleştirilmiştir. Çoğu kişinin '' aman canım, gelip geçer'' dediği ve önemsemediği hastalığın neticeleri çok vahim olmaktadır. ''Aşk hastası'', çektiği acılara dayanamayarak ya intihar etmekte ya da içine kapanıp çevreyle her türlü bağlantısını kesmektedir.


    ''Aşk hastalığı'' nın ruhsal belirtileri;
    1. Dış dünyayla ilgiyi koparmak,
    2. Sessizlik(az konuşmak)
    3. Sürekli bir ağlama hissi,
    4. Dikkat dağınıklığı,
    5. Herhangi bir konuya odaklanamamak,
    6. Yaşama sevincini yitirmek,
    7. İntihar eğilimi,
    8. Çalışamamak,
    9. Dalgınlık,
    10. Mutsuzluk,
    11. Sevgisizlik,
    12. Kaçıp gitmek isteği,
    13. Asabiyet,
    14. Hassaslık,

    Ruhumuz üzerindeki bu etkilerin iyileşme ihtimali genelde ''0'' olmaktadır. ''Aşk'' ruhu derinden sarsar. Çoğu zaman iyileştiğinizi sansanız da bu yalancı bir histir. ''Aşk hastası'' iyileşmez, iyileşemez.

    ''Aşk hastalığı''nın tedavisi;
    1. ''Aşk''ı çağrıştıran herşeyi ortadan kaldırmak,
    2. Hastayı bol bol konuşturmak ve dinlemek,
    3. Hastanın gezip tozmasını sağlamak,
    4. Hastanın sevdiği işleri yapması,
    5. Mümkünse dizi filmlerden hastanın uzak durması,
    6. ''Aşk''ı anlatan müzik parçaları dinlememek,
    7. Hastanın her türlü duygusal taşkınlığına anlayış göstermek,
    8. Hastayı anladığınızı hissetirmek,
    9. Yakın ilgi ve alaka göstermek,
    10. Hastayı rahatlatıcı, klasik müzik dinletmek, doğa ile içiçe olmasını sağlamak vb..
    11. Mümkünse hastaya, tedbirli hava yaptırılması,
    12. Çok değil ama, arada bir içki içerek rahatlatılmalı,
    13. Kendine zarar vereceği düşünülerek aralıksız takip edilmelidir.

    Tedavi edici ilaçlar nelerdir?
    1. Rahatlatıcı çaylar(Rezene, papatya gibi)
    2. Rahatlatıcı banyo,
    3. Rahat bir uyku için bitkisel uyku ilacı,
    4. Temiz hava (bol oksijen)
    5. Mideyi hafifletmek için soda,

    Aslında bütün bu yazdıklarımın hepsini de yapsanız, ''aşk hastalığı''na çare yoktur! Tek çözüm bence ''unutmak, unutmak ve gene unutmak''tır. Dğer bir önerim ise ''aşk'' tan mümkün olduğunca uzak durmaktır. Aman aşık olmayın! Hele hele karşılıksız aşka hiç kapılmayın! Bir kere bu hastalığa yakalandınız mı hayatınız kararır. Söylemedi demeyin sonra!

    Bunun yanında, ben gene de, karşılıklı aşklar yaşayarak mutlu olmanızı diliyorum.
    Hani derler ya ''fala inanmayın, falsız da kalmayın'' diye,
    Öyleyse, ''aşka inanmayın, aşksız da kalmayın'' emi :)
    Mutlu olun, mutlu edin,
    Sevgilerimle.
  11. Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayınız...
    İnsanın yaşam kalitesini bozan internet hızı. :(
  12. Her insanın başına gelmiştir diye düşünüyorum. Sevgilinizden ayrılırsınız, yakınınız vefat eder, bir bayan tarafından reddedilirsiz, sevdiğiniz eşyayı kaybedince ve kötü bir anınız canlandığında. Ağlamak istersiniz ağlayamazsınız.

    Kalbinizde bir ağrı oluşur, gözler yaş dökülecekmiş gibi buğulanır. Boğazınız dararır gibi olur ve nefes almakta güçlük çekerseniz. Evet arkadaşlar fiziki olarak; ağlamak isteyip, ağlayamamak bu.

    Gelin birde felsefi yönden bakalım.

    Bakın bunu hastanede yatarken günlüğüme yazmıştım. Şimdi sizle paylaşacağım.

    İçimde bir bahçe var. Her taraf karanlık. Birden bir yıldız belirir. Aha işte beni bu karanlıktan kurtaracak ışık. Dur bir dakika bu şey yıldız değil. Giderek büyüyor. Hemen şu taşın arkasına saklanim. Sonra güm diye ağaçlara çarpar. Etraf adeta cehenneme dönüştü heryer yanıyor. Boğulacak gibi hissediyorum. Aaa bak yukarıdan yağmur çizeliyor. Uzun süredir yağmıyordu. Yağmurun altına elimi koydum ve avucum su dolana kadar bekledim. Çok susamıştım. Hem hiç yağmur suyunun tadına bakmamıştım. "Bu ne be! ACI BUU." Dercesine bağırır. Yağmur tuzlu yağıyor. Bu bahçeye zarar verecek. Ve bir süre sonra yağmur durur. Ama yağmur hafif yağıyordu. Hem daha ateşide sözdürmedi. Bulurtlara baktım. Birde ne göreyim. Kara bulutlar çok hızlı hareket ediyordu. Sanki yağmak istiyor ama birşey yağmasını engelliyor. Şimşek çakmaya başladı.

    "Olamaz! Çok fazla şimşek ve gürültü var. Olamaz şimşekler alev çıkarıyor."
    Çevre iyice yandı kaçmalıyım buradan.
    Aaaaaa!
    "Lanet olsun çukura düştüm."
    "Heey bana yardım edin, kurtarın beni buradan."
    "lüütfeeeen, lüüüüüüüüüüüütfeeeennn. Kurtarın beni buradan."

    Artık Eray o çukurda kaldı. Ormanda yanıyor. Yağmur yağsaydı belki ateşi söndürürdü ama o yağmurda tuzlu. Eray, oturup çaresizce kaçış yolları denedi. Ama bir türlü oradan çıkamıyor.
    Günler geçti ve artık Eray çok yoruldu. Nedense ağlayamıyordu. Gözlerinden yaş akmıyordu. Eray, kendi kendine konuşmaya başlar;
    "Buradan kurtulmamım yolu, kuş olup uçmam lazım. 1 dk insanlar ölünce ruhları çıkar. Filmlerde hep görürdüm ruhlar uçardı. Bende kendimi öldüriyim en iyisi. Benim için tek çıkış bu."

    Eray, intiharın düşündüğü gibi kolay olmadığını anladı çukurda kendini öldürmeye çabalasada bir türlü öldüremedi. Umarım orada ölmeden birisi elini uzatır.
  13. Hayat bir yol gibidir. Yeri gelir çok güzel engelsiz bir yol olur, yeri gelir engelli bir yol olur. Bize düşende bu engellere takılmadan bu yolun bizi götürdüğü yere gitmek.
    Bir dakika...
    Ya bu yolun sonu kötü bir şekilde biterse?
    Bilmiyorum fakat istemsiz bir şekilde yürüyorum. Bu yoldan çıkmanın bir yolu yok. Bu yolda geri dönmek yok. Sadece ileri gitmek var. Yolun gösterdiği yere....

    Peki ya aşamadığımız engeller çıkarsa?
    Ne yapacağız o zaman.
    Ufak tümseklerden, çukurlardan geçebiliriz. Bazılarını zorlansakta geçebiliriz. Çünkü hayat bunu gerektirir. Tam takıldım dersin ama bir şekilde devam edersin.

    Hayat yolunun önü tertemizdir. Arkamızda bıraktıklarımız yaşadıklarımızdan ibarettir. Bu yaşadıklarımız arka tarafı doldurur. Geri dönüp baktığımız zaman. Yolu görmeyiz. Yaşadıklarımız ve bizi takip eden sorunlarımız gözükür. Sanki saniyelerce tekrar doğmak gibi. Yolda yürüyorsun, yürüyorsun arkana bakıyorsun sanki yolun başındasın.

    İlerliyorum durmadan ilerliyorum. Karşıma ne çıkacağını bilmeden ilerliyorum.
    Bir dakika sanki bu yolun devamı yok gibi. Yaklaştıkça oranın büyük bir uçurum olduğunu gördüm. Fakat hayat devam eder. Seni sıkıntıların, anıların birikerek peşinden gelir. O yolda durursak ne olur? Anıların, sıkıntıların seni yolda zorla ilerlemene sebep olur.

    Hayatta bizim hep destekçimiz olmuştur. Takıldığımız yerlerde bizi oradan kurtacak sevdiklerimiz olur. Bu yolda ilerlerken sıkılmamamız için bizimle beraber ilerler.

    Fakat bu yol her insan için ayrı ayrıdır. Nasıl aynı anda yürüyecekler ki?
    Fiziksel Dünya'da beraber olduklarında o yolu ortak kullanırlar. Beraber ilerlerler.

    Peki ya ayrı kaldıklarında ne olacak?
    Onun sevgisi senin hep yanında olur. O olmasa bile yanında senle yürüdüğünü farzedersin.

    "Önümde büyük bir uçurum var. Oradan geçmemim imkanı yok. Aşağıya atlasam öleceğim. Beklesem arkamdan dertlerim, anılarım beni oraya itecek."

    Peki ya sevdiklerim nerede?
    Aslında onlar yerinde duruyor. Fakat bazı engelleri açan sevdiklerimizdir. O engelleri açan kişi yoksa ne olacak? Bu uçurumdan geçmeye kimse yardım edemez.
    İşte burada hayatın, yolun bittiği noktadır.
    Hep bu yolda ilerlerken ileride güzel birşey çıkacak ümidiyle ilerlerdim. Şimdi karşımda olan bu. Beklesem arkamdan itiyorlar. Devam etsem aşağıya düşeceğim.
  14. İçimde yüzlerce ateş,
    Birleşip kor ateşleri oluşturdu,
    Kalır mı insanda herkese sevgi,
    Sevgide sıcaklık değil midir?
    O ateş 1 yeri ısıtıyorsa,
    Herkese sevgim nasıl ulaşsın?
    Ya tüm ateşlerin toplandığı sıcaklık,
    Çok fazladır değil mi?
    Buda çok büyük sevgi değil midir?
    Nedir bu kadar büyük sevgiyi hakeden?

    Eray ÖKSÜZ
  15. [​IMG]

    Görmek istiyorum, göremiyorum.
    Konuşmak istiyorum, konuşamıyorum.
    Dokunmak istiyorum, dokunamıyom.
    Hangimiz ruh gibi yaşıyoruzda birbirimizle iletişim kuramıyoruz.
    Var mıdır iletişim kurmanın yolu?
    Ne yapsam seni görsem,
    Ne yapsam seni duysam,
    Ne yapsam sana sarılabilsem,
    Ne yapsam yanında olsam,
    Yanında olmanın yolu var.
    Ama ya planladığım gibi olmazsa,
    Bunun geri dönüşü olabilecek mi?
    Eğer sana kavuşacaksam,
    Bu risklerin ne anlamı var?
    Sevgi her zaman yolunu bulmaz mı?
    Bende salsam kendimi boşluğa,
    Sana giden yolu bulabilir miyim? :(

    Eray ÖKSÜZ
XenForo Add-ons by Brivium ™ © 2012-2013 Brivium LLC.